×
7/24 Dinle Mobil uygulaması
Uygulamada Aç

DİNLENİYOR...

Neşet Ertaş

Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırşehir'e bağlı Çiçekdağı'nın Kırtıllar köyünde doğdu. Babası Muharrem, abdal geleneğinin temsilcisi bir bağlama ustasıydı. Neşet, çocukluk zamanında babasının dizinin dibinden ayrılmadı, söylediği türküleri dinledi ve babasının kucağından hiç düşürmediği bağlamaya hep dikkat kesildi. Büyüdükçe babasına özenmeye başladı, bağlama çalmayı oyun olarak gördü. Bir gün saz çalarken evlerinin yakınında ahu gözlü dediği bir kız gördü ve gördüğü gibi vuruldu. Ahu Gözlü Neşet’in hayatında belirleyici olaylardandı. İleride hatta hayatının sonuna kadar türkülerinde Ahu Gözlü’den bahsetti. 5 yaşında köçeklik yapmaya başladı. Köçekliğine şahit olanlar ustalığını hayranlıkla anlatırlardı. Büyüdükçe sırayla cümbüş, keman ve saz çalmayı öğrendi. Saz çalmayı bilse de babasının yani ustasının yanında saz çalmaya yeltenmedi. Saz çalarken hep Ahu gözlüsünü düşündü, gözleri hep onu aradı. Derdini ve isteğini hep bağlamasının tellerine ve türkülerindeki sembollere gizledi. Bir süre sonra şehir değiştirmeye karar verdi. Önce Ankara’ya oradan da İstanbul’a geçti. İstanbul’da geçim ve ekmek derdine düştüğünde Şençalar kardeşlerle karşılaştı. Onlara saz çaldığını söyledi. Neşet’i dinlediklerinde İsmail Şençalar hemen mukavele imzalamaya karar verdi. Kadri Şençalar “Garip Bülbül” türküsünü duyduğunda ağladı. Neşet’i Beyoğlu Saz’a götürdü ve orada tekrar Garip Bülbül’ü okuttu. Neşet Garip Bülbül’ü her okumasında farklı hislerle farklı tatta okudu. İlk plağı “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” 1957’de çıktı. İki yıl İstanbul’da çaldı, türküsünü söyledi. Pavyonlardan aldığı para iyi kötü karnını doyurdu. İlk plağı Neden Garip Garip Ötersin babasının Neşet’e okuduğu bir bozlaktı ama Neşet’in ilk türküsü Anam Ağlar Başucumda Oturur’du. İki yıllık İstanbul serüveni atlattı daha sonra Kırşehir’den Ankara’ya geçti. Ankara’da Leyla isminde bir kızla evlendi. Bundan sonraki türküleri hep Leyla hakkındaydı. Leyla’yla evliliği 8 yıl sürdü, 3 tane de çocuğu oldu. Türkülerinde hatanın hep kendisinde olduğunu belirtti. Bir gün radyo dinlerken amcasının türkü okuduğunu duydu. O da okumak istedi ve heyecanlı bir şekilde radyo evine gitti. Emin Aldemir’in Neşet’ten istediği her şeyi çaldı söyledi. Yurttan Sesler’e çıkabileceğini söyledi ve Sarısözen onu dinlemek istedi. Geleli Gülmedim Ben Bu Cihana bozlağını okudu ve Yurttan Sesler’e çıktı. Sesine, türküyü çığırışına herkes hayran oldu, Sarıözen de Neşet’i bırakmadı. 1965 yılında radyo sanatçılığı için bir sınava girdi ve kazandı, 15dk’lık program yapmaya başladı ama işler istediği gibi gitmedi. Trt her istediğini söylemesine izin vermedi. Neşet sonraları yine düğünlere gitti, gazinolarda türkü söyledi. Bir Avrupa Turnesi dönüşünde Yugoslavya’da ehliyetsiz araba kullanmaktan 3 ay hapis cezası aldı. Hapishane türküleri burada ortaya çıktı. Meşhur ‘Hapishanelere Güneş Doğmuyor’ türküsünü de hapishanede yazdı. Hapishane dönüşünde parmaklarını hissetmemeye başladı ve müzik hayatına veda etmek zorunda kaldı. Gerekli özeni gösterince Neşet parmaklarını yeniden hissetmeye başladı. Neşet Ertaş rahatsızlığının da etkisiyle yurt dışına gitmeye karar verdi. Almanya’ya yolu düştü, Gurbetteki Anadolu insanını yalnız bırakmadı, orada da düğün düğün dolaştı ve türkülerini okudu. Almanya’da 20 civarında kaset çıkardı. Çoğunlukla söz ve müziği kendisine ait türküler seslendirdi. 90’lı yılların başında Kırşehir’e geldi ama geldiğini belli etmeden gitti. Doksanlı yılların sonundaysa Türkiye’de her şey değişti. Türkünün çok fazla yayıldığı, söylendiği bir dönem başladı. Bu ortamda Bayram Bilge Tokel isminde biri Neşet Ertaş’ın üzerine yoğunlaştı. Hakkında araştırmalar, belgeseller ve yazılar hazırladı. Neşet’le iletişim kurup türkülerinin düzenli bir şekilde çıkması konusunda onu ikna etti. Yapılan anlaşmalar sonucunda tüm eserleri yeniden basılmaya başlandı. 50’li 60’li ve 70’li yıllardan gelen bu türküler ortama düştüğü andan itibaren diğer türküler tuz buz oldu. Neşet Eraş tekrar konserlere başladı ve Türkiye gündemine girdi. 5 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet Konservatuvarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görüldü. Bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuvarlarda ders olarak okutuldu. 5 Eylül 2012 tarihinde İzmir'de tedavi gördüğü hastanede ileri evrede prostat kanseri nedeniyle yaşamını yitirdi.

1x

Oynatıcı Hızı

1x